Türkiye, bir kez daha zeytinliklerini savunmak zorunda. TBMM’ye sunulan yeni yasa teklifi, “enerji ihtiyacı” ve “kamu yararı” gibi gerekçelerle zeytinlik alanları madenciliğe açmayı hedefliyor. Bu gelişme, son 23 yılın tanıdık bir senaryosunun yeniden sahnelenmesinden başka bir şey değil.
Yasaya Rağmen Gelen Yeni Düzenleme
Türkiye’nin 1939’dan bu yana yürürlükte olan Zeytincilik Yasası’nın 20. maddesi çok açık:
“Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede, zeytinliklerin gelişimini engelleyecek tesis yapılamaz.”
Ancak 13 Haziran 2025’te Meclis’e sunulan torba yasa teklifinde, bu açık yasa maddesi fiilen geçersiz kılınmaya çalışılıyor. “Kamu yararı” bahanesiyle zeytinlik alanlarda madencilik faaliyetlerine izin verilmesinin önü açılıyor. Akbelen Ormanı ve çevresindeki zeytinlikler ise bu girişimin ilk hedefleri arasında.
Aynı Oyunun 11. Perdesi
Bu teklif yeni değil.
AK Parti hükümeti, 2003 yılından bu yana 10 kez zeytinliklerin madencilik, sanayi ve imara açılması için yasal düzenleme yapmaya çalıştı. Her defasında yargıdan döndü ya da kamuoyu baskısıyla geri çekildi.
Şimdi 11. kez aynı hamle sahnede. Ama bu kez daha organize ve kapsamlı bir içerikle. Haritalar, koordinat listeleri, uzman raporları adı altında zeytinliklerin yerinden sökülmesine — hatta kesilmesine — hukuki zemin hazırlanıyor.
Zeytin Taşınabilir mi?
Teklifte, zeytinliklerin “başka alanlara taşınacağı” öne sürülüyor.
Ancak bu öneri hem bilimsel hem de pratik olarak sorunlu.
Zeytin, bulunduğu toprağın iklimine, suyuna, biyolojik dengesine bağlı bir canlıdır. Kökleri sadece toprağa değil, yüzyıllık bir ekolojik hafızaya bağlıdır.
Taşınma başarı oranı ne olursa olsun, bu işlem zeytinliği bir endüstri parçası gibi görmek anlamına gelir. Oysa zeytinlik, üretimden çok daha fazlasıdır:
Bir kültürdür, bir yaşam alanıdır, bir direniştir.

Ne Kaybediyoruz?
Bu düzenleme yalnızca birkaç ağaçla ilgili değil.
Zeytinlikler:
- Karbon yutarak iklim krizine karşı doğal bir kalkan oluşturur.
- Kuraklığa dayanıklı yapısıyla geleceğin tarımı için bir modeldir.
- Erozyonu önler, suyu dengede tutar.
- Yerel halk için geçim ve yaşam kaynağıdır.
Yatağan, Milas, Akbelen gibi bölgelerde zeytinin yok olması demek, yerel ekonominin çökmesi ve tarım kültürünün silinmesi demektir.
350 Türkiye’den Net Çağrı: Zeytinime Dokunma
Bu gidişata dur demek için 350 Türkiye harekete geçti.
Zeytinlikleri savunmak, sadece ağaçları değil; doğayı, iklimi ve yaşamı savunmaktır.
Şu anda Meclis’te olan bu yasa teklifine karşı kamuoyunun sesini yükseltmesi her zamankinden daha önemli.
Ne Yapabilirsin?
350 Türkiye’nin başlattığı “Zeytinime Dokunma” kampanyasına destek olabilirsin.
Meclis’teki grup başkanvekillerine doğrudan seslen, sosyal medyada paylaş, çevreni haberdar et.
👉 İmza ver, ses ver: 350 Türkiye Kampanyası
- Türkiye’nin Hedefi, Kapasitesini Kullanmıyor: Çevreci Geek ile Bu Hafta Haber Özetleri 30 Eylül

- Gölge: Unutulmuş Bir İklim Çözümü

- İklim Felaketleri, Su Krizi ve Gıda İsrafı: Direniş Mümkün mü? – Çevreci Geek ile Bu Hafta 1 Eylül 2025

