Et tüketiminin ve çöpe giden gıdanın azalması lazım: Biliminsanları 10 milyar kişiyi beslemenin reçetesini çıkardı

Et tüketiminin ve çöpe giden gıdanın azalması lazım: Biliminsanları 10 milyar kişiyi beslemenin reçetesini çıkardı

12 Ekim 2018 1 Yazar: Görkem Gömeç

Dünya nüfusu şu an 7,6 milyara ulaşmış durumda. Uzmanlar bu rakamın 2050 yılında 9 ya da 10 milyar ulaşmasını bekliyor. Dünya nüfusu bu seviyeden sonra artmayıp azalmaya başlayacak olsa da, biliminsanları 10 milyar kişinin nasıl besleneceği konusunda araştırmalar yapmakta.

Çarşamba günü yayınlanan ve 23 biliminsanının ortak çalışması olan bir araştırma, işte bu bakış açısı ile küresel gıda sistemini ve bu sistemin çevreye etkisini inceliyor. Araştırmada çalışan biliminsanları şu an ki gıda üretimi, dağıtımı ve tüketiminin sürdürülebilir olmadığını açıklıyor.

Araştırmanın yazarlarından ve Stockholm İklim Dirençliliği Enstitüsü kurucusu Johan Rockström, bu kalabalık nüfusu beslemenin mümkün olduğunu ama bunu çevreye dost bir şekilde yapmanın aklımızdaki soru olması gerektiğini belirtmiş.

Gıda üretim ve tüketiminin de küresel ısınmaya etkisi büyük

Genellikle küresel ısınmanın faili olarak fosil yakıtlar gösterilse de, gıda üretimi ve tüketimi de ikim değişikliği ve küresel ısınmaya yol açan oldukça büyük etkilere sahip. Örnek olarak, gezegenimizin buzla kaplı olmayan kara topraklarının yarısının hayvancılığa ve bu hayvanları beslemeye ayrıldığı öne çıkarılıyor.

Güney ve Kuzey Amerika kıtalarının toplamı kadar büyük olan bu alan et tüketiminin son yıllarda artması ile daha da büyümüş durumda. Bu durum aynı zamanda yıllık su tüketiminin %70’inin tarım için kullanılmasına da yol açıyor.

Bir kaç tedbirin beraber uygulanması lazım

Yayınlanan araştırma, 2010 yılı ile karşılaştırıldığında 2050 yılında 10 milyara çıkan dünya nüfusunun doğal sistemlere baskısının %50 ile %90 oranında artacağını öne sürüyor.

Araştırma, Rockström tarafından geliştirilen “gezensel sınırlar” üzerinden doğal sistemleri ele almış. Gıda üretimi ise bu sınırların kırmızıya geçmesine yol açmakta. Bunun önüne geçmek içinse bir kaç tedbirin beraber uygulanması önerilmiş.

Et tüketimini azaltmak hem iklim için hem de bizim için iyi

İlk olarak beslenme tarzımızın değişmesi gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, et tüketiminin verimsiz bir kalori olduğunu ve aldığından çok azını verdiğini açıklıyor. Özellikle büyükbaş hayvanların ürettiği metanın karbondioksitten daha güçlü bir sera gazı olduğu belirtiliyor.

Biliminsanları eğer bitkisel ağırlıklı bir beslenme tarzına odaklanmazsak bu sorunun çözümünde çok da ileri gidemeyeceğimizi savunuyor. Oxford Üniversitesi’nde görevli araştırmanın yazarlarından Marco Springmann, iklim için iyi olan şeylerin bizim için de iyi olduğuna dikkat çekiyor.

Batı ülkelerinde ortalamanın üstünde yenen kırmızı et miktarını azaltmanın bu topluluklardaki sağlık seviyesini de iyileştireceğini belirten Springmann, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak istiyorsak tüm bireylerin et tüketimini azaltması gerektiğini savundu.

Rapor, yarı vejetaryen beslenmenin bile tarımın aşırı gübre ve su tüketimi üzerinden doğaya etkilerini yarı yarıya indirebileceğini açıklıyor.

Gıdanın üçte biri çöpe gitmekte

Rapor aynı zamanda gıda sektörünün şu an da aşırı derecede savurgan olduğuna dikkat çekiyor. Üretilen her gıda ürünün üçte birinin çöpe gittiğine dikkat çeken rapor, bunun büyük bir kısmının ise bozulan gıdalar olduğuna dikkat çekmekte.

Tüketicilerin gıda atığında rolü oldukça büyük, ABD’de gıda atığının %40’ını tüketiciler oluşturmakta. Türkiye’de ise çöpe atılan gıdalardan ise 10 milyon nüfuslu bir ülkenin doyabileceği şeklinde araştırmalar mevcut.

Biliminsanları toplam gıda israfının yarısının durdurulmasında bile tarımın çevresel etkilerini %16 oranında azaltabileceğini açıklıyor. Rapor, teorik olarak ise bu israfın %75’ini durdurmanın mümkün olduğunu savunuyor.

Bireysel, politik ve sektörel değişim beraber gerekli

Springmann, beslenme biçimleri konusunda, daha geniş kitlelere ulaşabilmek ve onları etkileyebilmek için, daha etkileyici ve kapsamlı politika ve sektör yaklaşımları geliştirmemiz gerektiğini belirtiyor. Özellikle okullar ve iş yeri programlarına dikkat çeken Springmann ,ekonomik teşvikler ve etiketleme ile de güncel bilimsel verilere dayalı ulusal beslenme kılavuzları geliştirilmesi gerektiğini savunuyor.

Çevreci Geek'i takip edin